|
|
MİLLİ MÜCADELEYİ GERÇEKLEŞTİREN
CUMHURİYETİ KURAN
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
|
2/A SINIFI OLARAK KURTULUŞ SAVAŞI MÜZESİNİ ZİYARET ETTİK |
ULUSAL EGEMENLİK
VE TAM BAĞIMSIZLIK
Sevgili öğrenciler 90.yılını kutladığımız ulusal egemenlik ve çocuk bayramının Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” sözü ne şekilde olursa olsun hangi şartlar olursa olsun bir milletin başka bir milletin egemenliği altında yaşaması tam bağımsızlık değildir. Atatürk’ün bağımsızlık ve egemenlik anlayışı her alanda söz sahibi olmayı her alanda ileride olmayı başkalarının isteği ile hareket etmemeyi ilerlemeyi çağdaşlaşmayı bilimde kültürde sanatta kısaca her alanda hâkim olmayı amaçlar. Bunun için ise bir milleti oluşturan bütün bireylerin hak ve hürriyetlerini korumayı geliştirmeyi amaçlar.
Yine Atatürk’ün dediği gibi “Tam bağımsızlık demek, kuşkusuz siyasal, maliye, ekonomi, adalet, askeri, kültür… gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarım herhangi birinde bağımsızlıktan yosunluk, ulusun ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”
Gerçekten bağımsız gibi görünebilir bir ülke, kendini bağımsız sayabilir. Bir bayrağı da olabilir. Ama eğer o devletin sınırları içindeki madenler, yollar, limanlar, sanayi kuruluşları, iletişim, güvenlik araçlar birilerinin himayesi altında ise,(yabancı şirketlerin eline geçmişse) ayrıca suçlu kişiler para ve sermaye ile iş birliği ile, devletin yargıçlarının karşısına çıkarılamıyorsa ülkedeki okullardaki eğitim ülkenin ve halkın sosyal yapısına uygun değil de ısmarlama eğitim programları ise, sömürgeci devletlerin dili ile eğitim yapılıyorsa, ayrıca sömürgeci devletlerin misyonerliği gelenek ve kültürüne aşılamalar yapıyorsa o devletin tam bağımsız olduğu söylenemez.
İşte büyük önder! Mustafa Kemal Atatürk, Yüce Türk milletine emanet ettiği devlet bunların hiç birine sahip olmamalıdır.
Türk Milletinin avladı, yukarıdaki şartların daha da ağırı olanlarda olsa, asla tam bağımsızlık vazgeçmemelidir. Dilde, eğitimde, kültürde, askeri alanda ekonomide, bilimde ve her alanda hak ve hukuk sahibi olmalıdır.
Sevgili öğrenciler Ulusal Egemenliğimizin 90. yılı kutlu olsun
Hasan YILDIZ
Öğretmeniniz
|
| |
2009-2010 ÖĞRETİM YILI HAFTALIK DERS PROGRAMI VE ZAMAN ÇİZELGESİ
İÇİN TIKLAYINIZ.
|
ANNELERİME
|
Vatan sevgisi ile bu vatana canını veren şehit annelerime;
Adem den Havva ya var olunca annelik, başladı yeryüzünde, cenneti ayaklarında eğledik, ucuzladı mı şimdi annelik,
Sadece mayıs ayında mı hatırladık incide pırlantada, kutu kutu yaldızlı hediyeler de mi?
Nerede Anadolu’nun yalnızlığında tarlada bahçede koyun arkasında bazen erkeğinin on adım gerisinde ,İş ırgatlıkta en önde,söz de en arkada geride omuzlarında evlat yükü , üstüne üstlük şimdilerde sardı bütün anneleri acı yaman bir korku Şehit annesi olma
Hangi anneler günü; çocuğuna süt bile alamayan anne mi? Bir sabah bakkala çocuğunu gönderen ve bir daha haber bile alamayan anne mi? Ve onun yolunu gözleyen anne mi? Evladı için çabalayan gecesini gündüzüne katan bir dediğini iki etmeyen onu yetiştiren büyüten okutan tam meslek sahibi olacak annesine belki anneler günün de elinde bir demet çiçekle akşam evine dönerken bir sapık veya bir seri katile kurban giden çocuğunu evladının mürüvvetini göremeyen anne mi? Evinin selvi boylusu babayiğidi daha yirmisinde yirmi birinde Hakkari’de Van’ da Tunceli’de kahpe kurşununa vatana canını feda eden yiğidimin annesinin mi?
Yazdığından çizdiğinden söylediğinden elinde meşalesinden iftiradan tertipten düzenden hapishanelere düşen evinde eşini yavrusu ile bir başına kalan annenin
mi?
Saygı değer annelerim, sizlere ne yazsam ne söylesem neler alsam neleri ayaklarınızın altına sersem senin sevgini ödeyemem ki … İşte bundan dolayı anne olmak annelik yapmak ne pırlanta ne tek taşölçülür. Sen dünyasın ben ise bir can sen benim canımla büyür var olursun benim tenime dokunsalar senin dünyaların kararır. Sen ki canım sen ki benim en büyük varlık sebebim
Senin bende hep hakkın olsun.
Annelerim sizi sevgi ile saygı ile anıyorum.Ve şu sözle
ANNE
Büyük başarılar değerli anaların yetiştirdikleri seçkin çocukların yardımıyla meydana gelir.
Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yer ana kucağı olduğu düşünülürse bu görevin önemi gerektiği gibi anlaşılır….»
Mustafa Kemal ATATÜRK
ÖĞRETMENİNİZ
...... ::::::..... |
|
|
|
VATAN SEVGİSİNİ İÇTEN DUYANLAR
Vatan sevgisini içten duyanlar
Sıtkı ile çalışır benimseyerek
Milletine, Ulusuna uyanlar
Demez neme lazım, neyime gerek
Her ferdin hakkı var, bizimdir Vatan
Babamız, dedemiz döktüler al kan
Hudut boylarında can verip yatan
Saygıyle anarız, şehit diyerek
Vatan aşkı ile çalışan kafa
Muhakkak erişir öndeki safa
Tesir nüfuz olur her bir tarafa
Herkes onu büyük tanır severek
Olmak istiyorsan dünyada mesut
Hakka halka yarayacak bir iş tut
Çalıştır oğlunu, kızını okut
İnsan olmak için okumak gerek
Vatan bizim, ülke bizim, el bizim
Emin ol ki her çalışan kol bizim
Ayyıldızlı bayrak bizim, mal bizim
Söyle Veysel öğünerek, överek.
AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU
Cumhuriyet
Hani bulutlu gökte birden şimşek çakar ya!
O zifiri karanlık birden aydınlanır ya!
Hani kurak bir yazda, birden yağmur yağar ya!
İşte öyle bir günde kuruldu Cumhuriyet
Bu öyle bir ışık ki bir daha sönmeyecek,
Bu yola baş koyanlar, geriye dönmeyecek.
İlelebet sürecek, bu sevda dinmeyecek
Bir Deha nın peşinde kuruldu cumhuriyet.
İman zırhlı göğüsler siper olur düşmana,
Babam olsa acımam, dil uzatsa vatana.
Değil yerde yaşayan, topraklarda yatana,
Dönülmez söz verdikte kuruldu cumhuriyet.
Emanettir gençliğe Atam böyle söyledi
Canınız pahasına onu koruyun dedi.
Gençlik bir cevap verdi, yerler gökler inledi.
Böylesi gönüllerde kuruldu cumhuriyet.
Atam sen müsterih ol, biz senin emrinizdeyiz
Mukaddes emanete bir zarar verdirmeyiz.
Canımızı verirde bundan geri dönmeyiz.
Şehitler sayesinde kuruldu cumhuriyet
Kasım Kaplan
MUSTAFA KEMAL’İ DÜŞÜNÜYORUM
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Yeleleri alevden al bir ata binmiş;
Aşıyor yüce dağları, engin denizleri,
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Işıl ışıl yanıyor mavi gözleri.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Yanmış, yıkılmış savaş meydanlarında,
Destanlar yaratıyor cihanın görmediği,
Arkasından dağ dağ ordular geliyor
Her askeri Mustafa Kemal gibi.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum
Gelmiş geçmiş kahramanlara bedel
Hükmediyor uçsuz bucaksız göklere;
Al bir ata binmiş yalın kılıç
Koşuyor zaferden zafere.
Mustafa Kemal'i düşünüyorum;
Ölmemiş bir Kasım sabahı;
Yine bizimle beraber her yerde.
Yaşıyor dört köşesinde vatanın;
Yaşıyor damar damar yüreklerde.
Mustafa Kemal’i düşünüyorum;
Altın saçları dalgalanıyor rüzgarda,
Mavi gözlerini ışıl ışıl, görüyorum,
Uykularıma giriyor her gece.
Ellerinden öpüyorum.
Ümit Yaşar OĞUZCAN
|
CUMHURİYETE ÖZEL
85.YILI KUTLU
 |
KADINLARIMIZ
Ayın altında kağnılar gidiyordu.
Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Toprak öyle bitip tükenmez,
dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman
hiçbir menzile erişmiyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşeden tekerlekleriyle.
Ve onlar
ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık, kısacıktılar,
ve pırıltılar vardı hasta, kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak,
toprak
ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
koyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar
birbirlerinden gizliyerek
bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru.
Nazım HİKMET
|